ÇOCUK EVLİLİĞİ MESELESİNİN İRDELENMESİ
I. TEMEL KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Bir meselenin ahlaki ve hukuki zeminini doğru kurabilmek için kavramların ontolojik ve fıkhi sınırlarının netleştirilmesi gerekir. Tartışmanın merkezindeki kavramlar şu şekilde tanımlanmalıdır:
1. Aklî Kabih vs. Örfî Kabih (Akıl, Örf ve Kötülük/Zarar Tasnifi)
Aklî Kabih: Mahiyeti itibarıyla bizatihi çirkin, zararlı ve aklen her zaman/mekânda reddedilmesi gereken fiillerdir (zulüm, masuma zarar verme, haksız yere cana kıyma, tecavüz vb.). Burada kötülük fiilin kendi zatındadır; zamana, mekâna veya toplumsal kabule göre değişmez.
Örfî Kabih: Bizatihi çirkin olmayan; ancak belirli bir dönemin üretim ilişkileri, yaşam tarzı, aile yapısı, sosyoekonomik şartları veya kültürel kabulleri gereği hoş karşılanmayan, yadırganan durumlardır. Tarım toplumunda olağan kabul edilen bir yaş ilişkisinin sanayi/bilgi toplumunda garipsenmesi aklî değil, örfî kabih dairesindedir. Bu iki alanın birbirine karıştırılması, tarihsel/sosyolojik olanı mutlak ahlaki/dini tabuya dönüştürme hatasını doğurur.
2. Bülûğ vs. Rüşt (Fiziksel Eşik ile Hukukî/İktisadî Ehliyet)
Bülûğ (Ergenlik): Biyolojik ve fizyolojik bir eşiktir. Cinsel dürtülerin, bedensel fonksiyonların ve üreme potansiyelinin fiilen başladığı doğal evredir (genellikle 12–15 yaş aralığı).
Rüşt: Akli, iktisadi ve hukuki tasarrufları kendi başına yönetebilme, kâr-zarar muhakemesi yapabilme ve sorumluluk üstlenebilme olgunluğudur.
Temel Ayrım: Bülûğ ile rüşt her zaman eşzamanlı gerçekleşmeyebilir. Modern sistemler 18 yaş sınırını rüşt için mutlak sayarken, bülûğa ermiş bireylerin biyolojik ve psikolojik gerçekliğini hukuki bir koruma/sorumluluk ağına dahil etmeyerek gri alanlar üretmektedir.
3. Çocuk ve Korunmaya Muhtaçlık (Zaafiyet İlkesi)
Çocuk: Henüz bülûğa (veya meşru rüşt sınırına) erişmemiş, bedenen ve zihnen tam koruma, himaye ve rehberliğe muhtaç bireydir.
Zaafiyet Boyutu: Çocuklar toplumun en savunmasız kesimidir. Tehdit sadece yabancılardan değil; ebeveyn, akraba, komşu veya akran çevresinden de gelebilir. Çocuğun temel hakkı, her türlü bedensel ve ruhsal tahribattan mutlak biçimde korunmasıdır.
4. İstismar (Suiistimal, İhmal ve Zaafiyetin Sömürülmesi)
İstismar: Bir bireyin zayıflığından, yaş küçüklüğünden, idrak yetersizliğinden veya bağımlılık durumundan faydalanarak onu kendi rızası/menfaati aleyhine araçsallaştırmak, bedensel veya psikolojik zarara uğratmaktır.
Örtük İstismar: Hukuki denetimden ve kamusal şeffaflıktan uzak, kapalı kapılar ardında yaşanan, mağdurun ailesel/toplumsal baskılar ve ifşa korkusu nedeniyle sessiz kaldığı en yıkıcı zarar biçimidir.
5. Sözleşme Olarak Evlilik (Akit, Kamusal Güvence ve Hak/Sorumluluk Bağı)
Evlilik (Nikâh): Yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; taraflara hukuki, ahlaki, iktisadi hak ve mükellefiyetler (mehir, nafaka, velayet, nesep, karşılıklı sadakat ve koruma) yükleyen kamusal ve şeffaf bir sözleşmedir.
Evlilik ile Cima Ayrımı: Evlilik akdi ile cinsel birliktelik (cima) ontolojik ve hukuki olarak özdeş değildir. Fıkıh geleneğinde koruma, velayet veya meşru bağ kurma amacıyla kıyılan akitler ile fiili birliktelik şartları (tahammül, bülûğ, zararın olmaması) her zaman ayrı hukuki şartlara bağlanmıştır. Evliliği yalnızca cinsel eyleme indirgemek, akdin koruyucu ve kamusallaştırıcı işlevini yok saymaktır.
6. Güvenlik ve Kamusal Aleniyet (Denetim vs. Yeraltı Düzeni)
Aleniyet (Kamusal Denetim): Bir ilişkinin toplumun, hukukun ve akrabalık ağlarının gözü önünde, tescilli ve denetlenebilir olmasıdır. Aleniyet, tarafların birbirine ve üçüncü kişilerin taraflara karşı uygulayabileceği istismarı engeller.
Gizlilik ve Yeraltı: Hukuki ve kurumsal meşruiyet tanınmadığında ilişkilerin gayriresmî, denetimsiz, şantaja ve sömürüye açık "karanlık alanlara" kaymasıdır.
II. ERKEN YAŞ, EVLİLİK VE ÇOCUK KORUMA DOKTRİNİ: BİREYSEL VE TOPLUMSAL BİR ANALİZ
1. Modern Hukukun Normatif Çıkmazı: Yapay Yaş Standartları ve "Görünmeyen" İstismar
Modern pozitif hukuk sistemleri, bireyin korunması iddiasıyla katı, tek-tip ve soyut yaş sınırları (örneğin mutlak 18 yaş kuralı) vazetmektedir. Ancak bu yaklaşım sahada çoğu zaman koruyucu olmaktan ziyade yapısal güvenlik açıkları üretmektedir:
Gri Alanın Genişlemesi: 12–18 yaş aralığında bülûğa ermiş, biyolojik ve psikolojik olarak cinsel etkileşimlere açık hale gelmiş bireylerin hiçbir meşru, hukuki ve kurumsal sorumluluk zeminine (evlilik/akit bağına) erişimi engellenmektedir. Buna karşılık, aynı yaş grubunun denetimsiz, günübirlik, karşılıklı duygusal/fiziki/iktisadi istismara açık gayriresmî ilişkileri fiilen görmezden gelinmektedir.
Adli Çıkmaz ve Mağdurun Yalnızlaşması: Katı cezalandırıcı ve tekilci yaklaşım, aile içinde veya yakın çevrede gerçekleşen istismarlarda sistemin çözüm üretememesine yol açmaktadır. Şikâyet mekanizmalarının ailevi yıkımlara, toplumsal damgalamaya veya hedef göstermelere yol açması nedeniyle olaylar çoğunlukla hasıraltı edilmekte; mağdur çocuk yalnızlığa ve çaresizliğe mahkûm edilmektedir.
Kötüye Kullanım: Hukuki güvencelerin ve objektif ispat standartlarının yetersizliği, sistemi bir yandan gerçek faillerin cezasız kaldığı, diğer yandan iftira ve kötü niyetli ihbarlarla masum insanların mağdur edildiği iki yönlü bir güvensizlik alanına dönüştürmektedir.
2. İstismarın Sosyolojisi: Gizlilik Kültürü ve Kamusal Denetim İhtiyacı
Tarihsel ve sosyolojik veriler göstermektedir ki istismar, açıklığın ve hukuki tescilin olduğu yerde değil; kapalılığın, denetimsizliğin ve gizli hiyerarşilerin bulunduğu ortamlarda kurumsallaşır:
Gizli Yapıların Zaafiyeti: İster sapkın ezoterik kültler (Epstein ağı vb.), ister aşırı içe kapalı batıni yapılar olsun; bir grubun pratikleri kamusal denetimden ve hukuki şeffaflıktan ne kadar uzaklaşırsa, çocuk ve birey istismarı o kadar sistematik hale gelmektedir.
Evliliğin Kamusallaştırıcı Gücü: Evlilik, mahiyeti gereği ilişkiyi "gizli/karanlık oda"dan çıkarıp "kamusal ve hukuki alan"a taşır. Ailelerin, şahitlerin ve toplumun bilgisi dâhilinde kurulan bir bağ; içeriden gelecek bir şiddete karşı komşuluk, akrabalık ve hukuk denetimini (mahalle ve kamu baskısını) devreye sokar. Bu yönüyle meşru akit, keyfî tasarruflara karşı en güçlü fren mekanizmasıdır.
3. Fıkhî Zeminin Doğru İnşası: Akit, Koruma, Ruhsat ve Zarar İlkesi
Klasik İslam fıkhındaki erken yaş evlilikleri meselesi, modern polemikçilerin ve sığ cedel ehlinin iddia ettiği gibi "sınırsız bir cinsel meşruiyet" değil, çok boyutlu bir hukuki koruma ve intibak rejimidir:
Evlilik ile Cima Arasındaki Hukuki Fark: Fıkıhta bir velinin çocuk adına akit yapabilmesi (nikâh akdi), çocuğun derhal fiili zifafa sokulabileceği anlamına gelmez. Zifaf için bedensel tahammül, sıhhat ve zarar görmeme şartı aranmıştır. Zarar doğuracak her türlü fiil fıkhen haram ve batıldır (Zarar ve zararla mukabele yoktur ilkesi).
Askıda Geçerlilik (Mevkuf Akit) ve Hıyârü’l-Bülûğ: Erken yaşta kurulan hukuki bağlar, çocuğun rüşt ve bülûğa eriştiğinde tek taraflı fesih hakkına (bülûğ muhayyerliği) sahip olduğu şartlı koruma düzenlemeleridir. Bu akit, çocuğun nesebini, nafakasını ve mirasını güvenceye alan hukuki bir kalkan işlevi görür.
Ruhsat ve İstisnailik: Tıpkı zaruret anında haram olan şeylerin mubah kılınması gibi; olağanüstü zaafiyet, kimsesizlik veya istismar ortamlarında çocuğu daha büyük bir fesattan (katil, gayrimeşru istismar, sahipsizlik) kurtarmak amacıyla salih bir hami/eş ile hukuki bağ kurulması bir asıl kural değil, bir hukuki ruhsat olarak değerlendirilmelidir.
4. Metodolojik Hata: Aklî ve Örfî Olanı Birbirine Karıştırmak (Güncel Polemiklerin Eleştirisi)
Günümüz ilahiyat ve tebliğ çevrelerinde (özellikle popüler sosyal medya figürleri ve modernist yaklaşımlar nezdinde) görülen en büyük metodolojik yanılgı, sosyolojik dönüşümler ile evrensel ahlaki ilkelerin birbirine karıştırılmasıdır:
Cedelin İlme Galebe Çalması: Muarızlarına anlık ve sert cevaplar verme gayesiyle hareket eden yapılar, konuyu derinlemesine fıkhi, ruhi ve toplumsal boyutlarıyla ele almak yerine; karşı tarafın koyduğu modern seküler standartları "mutlak aklî hakikat" gibi kabul etme tuzağına düşmektedir.
Örfî Kabihin Aklîleştirilmesi: Sanayi toplumu sonrası 12 yıllık zorunlu eğitim, kentleşme ve değişen ekonomik modeller neticesinde evlilik yaşının 20'li, 30'lu yaşlara ötelenmesi tamamen örfî ve dönemsel bir durumdur. Bu durumu mutlak bir ahlaki ilke kabul edip, geçmişteki veya alternatif hukuki çözümlerdeki uygulamaları "bizatihi çirkin/aklen kabih" veya doğrudan "tahrimen mekruh" ilan etmek, fıkıh usulüne ve tarihi gerçekliğe aykırıdır.
Gettier Yanılgısı: Tarafların bir kısmı doğru bir neticeye yanlış ve sığ gerekçelerle ulaşırken; diğer kısmı hatalı kabuller üzerinden hem fıkhi mirası hem de sahadaki gerçek koruma ihtiyacını inkâr etmektedir.
5. Bireysel ve Toplumsal Sonuçlar: Cinsel Enerjinin Yönlendirilmesi ve Nüfus Krizleri
Doğal gelişim yasalarını reddeden ve fıtri ihtiyaçlara gerçekçi çözümler sunmayan her sistem, kendi krizini üretir:
Dürtülerin Tahribatı ve Sapmalar: Bülûğ ile birlikte başlayan cinsel potansiyel meşru, sorumlu ve sevgi temelli bir evlilik bağı ile kanalize edilmediğinde; pornografi bağımlılığı, kimlik bunalımları, istismar döngüleri ve marjinal yönelimler kaçınılmaz olarak artmaktadır. Cinsellik yalnızca soyut bir "mahremiyet ahlakı" telkiniyle bastırılamaz; kurumsal ve meşru bir alana ihtiyaç duyar.
İstismar Döngüsü: Çocuk yaşta istismara uğrayan bireyler, gerekli koruma, adalet ve ıslah ortamı sağlanmadığında ilerleyen yaşlarda bilinçaltı mekanizmalarıyla benzer eğilimlerin taşıyıcısı olma riskiyle karşı karşıya kalırlar. Bu travmatik döngünün kırılması, sistemin açık, net ve merhametli bir koruma kalkanı sunmasıyla mümkündür.
Demografik Çöküş ve Aile Bunalımı: Evliliğin yapay ekonomik, bürokratik ve kültürel ("el âlem baskısı", aşırı düğün maliyetleri, aşırı korumacı ebeveynlik) engellerle sürekli ertelenmesi; bireylerin uyum yeteneğini kaybetmesine, çocuk sahibi olmayı bir yük olarak görmesine ve nihayetinde toplumların demografik olarak yok oluş eşiğine gelmesine yol açmaktadır.
6. Sentez ve Çözüm Arayışı: İdeal Bir Koruma Modeli Nasıl Olmalıdır?
Erken yaşta evlilik ve çocuk koruma meselesi iki aşırı ucun (tarih dışı modernist yasakçılık ile denetimsiz/sorumsuz gelenekselci yaklaşım) kıskacından kurtarılmalıdır:
- Çocuğun Üstün Yararı ve Mutlak Korumanın Cezaya Önceliği: Her türlü bedensel, zihni ve cinsel istismar "örfi kabih" olarak görülebilir; ancak bunun bizde yarattığı infialle cezalandırmaya odaklanmak her durumda çocuğun üstün yararını korumaz. Bu noktada öncelik meselenin kamuya açık bir cezai kovuşturmaya dönüşmesinden önce çocuğun istismar ortamından kesin biçimde kurtarılmasına odaklanılmalıdır. Bu süreçte çocuğun rızası hilafına veya ona fiziki/ruhi zarar verecek hiçbir eyleme "önlem ve ceza" olarak asla başvurulmamalıdır. Taa ki çocuk rüşt ve büluğ sürecini tamamlayıp bu konudaki net kararını verecek bir zihinsel berraklığa ulaşsın. O noktadan sonra gerekirse cezai kovuşturmaya ve bunun infazına karar verilebilir, ya da durum bireysel olarak artık yetişkin olan ve olayın mutlak mağduru olan kişinin "affına" bırakılabilir.
- Sorunun kamuya mâl edilmeden çözülmesi ve aksi halde meselenin önceliklerinin kamunun taleplerine göre değiştirilmesinin önlenmesi: Konuya ilişkin kamusal duygularımızın çocuğun mutlak yararının ve zihinsel bütünlüğü ile konu hakkındaki karar verme güç ve yetisinin tamamen gaspına yol açacak bir noktaya kadar serbestçe ulaşmasına müsaade etmemeliyiz. Bu türden sorunların gizli kalmaya eğilimli olmasının nedeni biraz da toplumsal tabu dolayısı ile verilecek tepkilerin sertliğinden çekinilmesidir. O nedenle toplumun bu ve benzer konularda soruna çözüm odaklı yaklaşmasını engelleyecek düzeye çıkan duygularını dizginleyecek olgunluğa eriştirilmesi de gereklidir.
- Hukuki Esneklik ve Hak Temelli Yaklaşım: 12–18 yaş arası bülûğa ermiş bireylerin hayatın gerçekleri karşısında sahipsiz kalmaması için; sıkı hâkim/mahkeme denetimi, psikolojik değerlendirme, kamu güvencesi ve tarafların sorumluluklarının tescil edildiği esnek ve koruyucu akit modelleri tartışılabilmelidir.
- Gelişmiş Denetim ve Şeffaflık: Modern imkânlar (sosyal hizmet ağları, objektif hukuki güvenceler, adil yargılama ve teknolojik destek sistemleri) kullanılarak, hiçbir istismar vakasının ailevi veya toplumsal kaygılarla hasıraltı edilmeyeceği şeffaf bir kamusal güvenlik ağı inşa edilmelidir.
Yorumlar
Yorum Gönder