Yokuştan yuvarlanacak olana dokunmak yeter. Fakat unutma bu; ne seni -onu düz yolda ya da yokuş yukarı yuvarlayan kadar güçlü, ne de ona dokunmayan kadar sorumsuz yapar...
“Anaya ataya el kalkmaz, taş olursun. Dediğimi yapmazsan seni köşedeki ayakkabıcıya çırak olarak veririm, okuldan alıp. Sınırını bil, senden yaşlı ve uslu olanların dediklerine uy. Söz ver ve tut yoksa sana kimse inanmaz” Şimdi, burada görülen sözler genel kullanım düzeyine ulaşmış sözler, öğütlerdir. Buna karşılık büyüklerimizden bir şey istediğimizde şu tepkilerle karşılaştığımız çoktur: “Sen dediğimi yap, sonra bakarız. Söz vermiyorum ancak deneriz, fırsat olursa. Önce sen şu işi çöz, o istediğin sonra…” Ara sıra şöyle durumlarla da karşılaşırız: “Şimdi çok işim var, git başımdan Sırası mı şimdi, bunun? Ne halin varsa gör, Allah’ın belası” … Bunların tek tek üzerinde durulacak kadar geniş kapsamlı bir şeyler yazmayı düşünmüyorum, ancak bu tutumlar arasındaki çelişkiyi ortaya koymam gerek. Bu çelişkinin nedeni de bildiğimiz ancak umursamadığımız hatta korktuğumuz bir kavram: “ sorumluluk ” Toplumumuzda kişilerin üzerine en az düşündüğü ancak en küçük...
Kurban kesmenin bir ibadet olarak kanımca bizden kestiğimiz hayvan ile bir tür empati kurmamız bekleniyor. Çünkü sonuçta bizim yiyeceğimiz olacak bu canlının ölürken gözlerine bakarsak aynı kaderi bizim de paylaşabileceğimizi, bu benzer bir olayın bizim de başımıza gelebileceğini görebiliriz. Bu anlayış başka insanlara karşı bizi hem daha özenli davranmaya zorlar hem de yanılgıya düştüğümüz durumlarda sorumluluk alma eğilimimizi arttırabilir. Oradaki hayvan ölecek ve biz onu yediğimizde bizim bir parçamız olacak, onun yaşamını aldığımız için artık bir sorumluluğumuz daha var, onun için de yaşamak. Onun göremediği gidemediği yapamadığı şeyleri Allah rızası için onun adına da yapmak için güdüleneceğiz. Diğer bir değişle yaşama belli düzeyde bağlanmamızı da istiyor olabilir, Allah yalnızca potansiyelimizi güzellikle doğrulukla ve iyilikle açığa çıkarmak için kolaylaştırıcı sunuyor bize. Edilgin değil etkin olmamız gerektiğini hatırlatan bir ibadet kurban kesme. Bu nedenle onu ne kada...
Zamanında kardeşim saydım Murat Can Gökdemir söyledi, Sevan Nişanyan diye birinin var olduğunu. Kendisinin birçok alanda çalışması olan zengin birikimli biri olduğunu birkaç çalışmasını inceleyerek kolayca fark ettim. Ne yazık ki bu düzeyde bir birikimi tüm tarihsel, siyasal ve toplumsal koşulları göz ardı edecek düzeyde tek bir siyasal amaç uğruna kullanarak düşüncelerini bu yönde ilerlettiğini gördüm "Yanlış Cumhuriyet" kitabını okurken. Bu amaç ise yalın biçimde “İngiliz Mandacılığı” olarak tanımlanabilir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu döneminde geçirdiği sancıları büsbütün gerileme nedeni saymıştır. Eline geçirdiği her fırsatı yukarıda sözünü ettiğimiz amaç uğruna yorumlamıştır. O zaman hakkında her çağ için olduğu gibi gereği gibi düşünüp çalışmayan çabalamayan insanların bilgisizliği ile görgüsüzlüklerini sömürmek için yazmıştır. İlettiği sorunların gerçek olduğu yadsınamaz. Mustafa Kemal ve Atatürkçülüğe getirdiği eleştiriler özellikle hukuk ve hukuk devleti a...
Yorumlar
Yorum Gönder